İlk sezonu izledikten sonra ikinci sezonda ara verip üçüncü sezon başlayana kadar beklemeye karar vermiştim. 2. sezonla 3. sezon arasında beklemek zor gelir diyordum ama elimde 2. sezonun bütün bölümleri varken sabredemedim.
İkinci sezonda da Shameless harika, Gallagher ailesi bir başka. 12 bölümden oluşan sezon birinci sezonun bıraktığı yerden devam ediyor. Yani Gallagher ailesinin yaz aylarında neler yaşadığını gösteriyorlar bizlere.
İlk sezonda diziye veda ettiğini düşündüğüm Steve karakteri devam ederken Gallagher ailesine “anne” de katılıyor. Ki ben sevmedim bu işi. Fiona’nın aileye tek başına sahip çıkması daha dramatik, daha komik.
-Spoiler- 2. sezon 10. bölümde çocukların bütün yaz çalışıp biriktirdiği parayı Monica ve Frank harcadığında çok küfrettim. Bu kadar etkilememişti Frank’in düşüncesizlikleri daha önce ama bu kez başka oldu nedense. Sanırım Fiona’nın tam da yeni hayaller kurmaya başladığı ama anne-babası yüzünden hayallerinin daha her şeyin başında yıkılması etkiledi beni. -Spoiler-
7
Mayıs
2012
|
Aslında daha önce yazacaktım bu yazıyı. Aklımdaydı ama kısmet olmadı diyelim.. Son Daikin klime reklamını görünce başladım karalamaya. Çok reklam var, gözden düşen çok insan/firma var ama son günlerde dikkatimi çeken 2 reklam, 2 kişiyi yazayım bu seferlik. 1 ay kadar önce ilk izlediğimde hoşuma giden bir boya reklamı vardı. Vardı. Hala var ama artık hoşuma gitmiyor reklam. |
“Hayattan rengi alın, geri neyi kalır ki?” sözünü slogan edinmişler, sanatçılara müzik eşlinde şarkı olarak söyletiyorlar. Bence o büyük boya firması bu soruyu görme engelli vatandaşlarımıza sormalı… Hayatlarında renk olmadan ellerinde ne var ne yok onlara sormalı. Koskoca firma -bence- nasıl böyle bir düşüncesizlik/akılsızlık yapabilir?
3
Mayıs
2012
Alacakaranlık dışında -pembe diziden farkı yok- vampirlerle ilgili tüm yapımları severim. Vampir hikayelerine ilgim “Vampirin Şarkısı” adlı kitapla başlamıştır hatta. Yıl kaçtı hatırlamıyorum ama 6. – 7. sınıfta falandım herhalde…
Kitabın ardından yıldızlar topluluğu bir film olan Vampirle Görüşme (Interview with the Vampire: The Vampire Chronicles)’yi izlemiştim. Sonra üniversite yıllarıma kadar unuttum vampirleri.
Üniversitede dizilere kaptırınca kendimi “True Blood” ile tanıştım. 4 sezonu birden hızlıca bitirdim.
Tabi sadece True Blood’u değil izlenilebilir tüm dizileri izledim neredeyse… Arşivde izlenecek bir şey kalmayınca Vampir Günlükleri(The Vampire Diaries)’ni keşfettim. Baktım bizim Lost’taki Boone(Ian Somerhalder) da başrolde, hemen indirdim dizinin ilk iki sezonunu ve izlemeye başladım…
İzlemeye başladım ama her şey tanıdık geliyordu bana…
30
Nisan
2012

Şimdiye kadar yayınlananlar arasında dizinin en keyifli sezonu olan 3. sezonu bitirmiş bulunmaktayım.
Her bölüm bir başka salaklıkla karşımıza çıkan Thad Castle oyuncu sıralamasında dizinin sözde 2. adamı ama bence kesinlikle dizi Thad Castle karakteriyle yani Alan Ritchson’ın mükemmel performasıyla ilerleyebiliyor.
26
Nisan
2012
İzlediğim filmler gerçekten kusursuz olmalı 10 numara diyebilmem için. Tabi diziler için de durum aynı. Bir sürü dizi izledim ama 10 numara dediğim, 5 yıldız verdiğim sadece Lost vardı. Shameless da 5 yıldız verdiğim bir diğer dizi oldu.
Lost’u ilk kez izlediğimde yaşadığım heyecanın ve bağımlılığın yanını Shameless ile tekrar yaşıyorum. Dizi resmen beni içine aldı ve olayları bire bir yaşıyorum o karakterlerle birlikte.
Sadece senaryolarla ekranlarda yaşamasını istediğim sefalet içinde ama mutlu bir ailenin her bir bireyini tek tek anlatıyor dizi. Dram ve komedi iç içe.
Aile fertleri birbirlerine o kadar bağlı ve birey olarak o kadar mert, dürüst insanlar ki aralarına katılmak istiyor insan. Tabi en fazla bir komşu olarak.
Kuzey Güney (11-20)‘de dizinin sabah kuşağı kadın dizisi olma yolunda hızla ilerlediğini yazmıştım. İnternette ortak görüş de bu yöndeydi zaten…
21. bölümden itibaren resmen devrim yaşandı dizide. Ferhat Baba geri döndü. Sümer uyuzu sayesinde Kuzey’in yumrukları tekrar havalandı. Mükemmel oldu mükemmel…
Ferhat’ın Simay’ı yanına almasıyla Kuzey’in üzerinde artan etkisi, Kuzey’in çırpınışları, Cemre’nin yüzsüz aşık tavırları(!), Güney’in yükselmek için üzerine bastığı yakın akrabaları, Ali’nin can kardeşliği… Hepsi kalem kalem yazılıp teker teker takdir edilecek konular.
31. bölümün mükemmelliğinin ardından yazıyorum bu yazıyı onun da gazı var ama gerçek şu ki dizide herkes takdiri hak ediyor.
Sevilmeyen biri olsa da Handan karakteri yani Semra Dinçer’in oyunculuğu müthiş. Ve tabi ki Kıvanç Tatlıtuğ! Dizi için yaptığı büyük çalışmanın ardından geliştirip ustalaştığı oyunculuğu harika.
19
Nisan
2012
Arena dışındaki Spartacus’u sevmedim ben.
Özgürlük savaşını değil arenadaki Gladyatörlük işini, yükseliş için döndürülen entrikaları, ayak oyunlarını sevmiştim.
Hangi bölümdeydi hatırlayamadım şimdi ama Crixus’un Onemaus’un infazı için arenaya gidildiği bölüm “intikam” adlı sezonun en güzel bölümüydü bence.
Milletin hayran kaldığı sezon finalindeki savaş, diziye yakışmayan nitelikteydi. Dağınık, kim kime dum duma… Böyle Spartacus mü olur?
Benim için hayranlık duyulacak ve sabırsızlıkla beklenecek Spartacus, Blood and Sand adlı ilk sezondur. Doctore’nin kırbacının sesi, arenadi izleyicilerin çığlıkları, Batiatus’un hırsı ve Spartacus’ün nefretidir.
4. Sezonun nasıl olacağına dair söylentiler, fikirler var. Haftada 40 dakikamı ayıracağım ve öylesine izleyeceğim bir sezon olacak muhtemelen…
15
Mart
2012
Hakkında gerçekten kötü düşündüğüm, formalı-formasız ne zaman görsem tiksindiğim bi adam Volkan Demirel.
Sırf fenerbahçeli olduğu için de değil bu düşüncem. Ne bileyim mesela Selçuk var, Ümit Özat var, Alex var yıllarca fenerbahçe forması giymiş futbolcu. Onlar hakkında kötü bi düşüncem, önyargım yoktu.
Volkan yaptığı pek çok hareketle fenerbahçeliler hariç herkesi soğuttu kendinden. Örneğin galatasaray maçında topu götüyle durdurması futbolculuğunda ne kadar kalitesiz bi karakter olduğunun göstergesiydi.
Geçen akşam canlı yayında hem fenerbahçeli futbolcu hem de milli takım kalecisi kimliğiyle karşımıza çıkınca; yani içindeki holiganı susturup efendi gibi oturup pek çok futbolcuda olmayan düzgün cümle kurma yeteneğini kullanınca sempatimi kazandı.
Aslında efendi bi insan gibi bi görüntüsü var. Umarım profesyonel bi sporcu gibi davranmayı başarır da benim gibi futbol severin sevgi ve saygısını kazanmayı başarır.
Samanyolu televizyonunu sevmem ama Stv’deki Ayna’nın yeri bir başkadır pek çoğumuz gibi benim için de.
O kadar dolu, kaliteli bir programdır ki izlemeyenlere kesinlikle tavsiye ederim Ayna’yı.
Aynanın sunucusu Saim Orhan, Norveç’teydi son izlediğim tekrar bölümünde.
Norveç, ah Norveç ah…
İşte böyle dedirtecek bir ülke.
29
Şubat
2012
Başlarında çok soğuktum bu diziye karşı.
Hemen her akşam Mehmet Ali Birand’ın saçma anonsuyla “Osman milyonları ağlattı.” haberleri izliyorduk çünkü. Çünkü tamamen duygu sömürüsüyle, bebek denilebilecek bir çocuğun gözyaşlarıyla reklam yapıyor, prim kazanıyorlardı.
Küçük Osman üzerinden yoğunluk kalktığında diziyi takip etmeye başladım. Tam da Soner-Aylin aşkının ilk zamanlarına, Ally Kaptan’ın şu anki gibi süt dökmüş kedi halinin değil de efe/dayı olduğu zamanlara denk gelmişti izlediğim zaman…
Hatta öyle sevdim ki o dönemde, baştan başlamayı bile düşündüm.